RAMAZAN YAZILARI – ZEKAT 2

HomeMakaleler

RAMAZAN YAZILARI – ZEKAT 2

ZEKÂT VE DİKKATİ MUCİP HUSUSLARI (2) Bismillahirrahmanirrahim   “Onların mallarından bir sadaka (zekât) al, onunla kendilerini temizlemi

KABİR AZABI HAKTIR
İtikadımızı Tashih Edelim 2 – Makale

a-molla-site

ZEKÂT VE DİKKATİ MUCİP HUSUSLARI (2)

Bismillahirrahmanirrahim

 

“Onların mallarından bir sadaka (zekât) al, onunla kendilerini temizlemiş, tezkiye etmiş olursun.” Buyuran Allahu Teâlâ ya hamd cennete girmeme sebep olacak amel söylermisin? Diye soran adama; “Hiçbir şeyi Allaha ortak koşma, Allaha ibadet et, namazı kıl, zekâtı ver ve akrabanı ziyaret et diye karşılık veren Efendimize salât ve selam olsun.

 

Çok kıymetli okuyucularımız! Geçen yazımızda zekâtla ilgili birkaç hususu dile getirmiştik;  zekâta tabi olmayan mallar, kimler zekât verir, ne zaman zekât verilir, zekâtın hesabı nasıl yapılır, hangi mallardan zekât gerekir gibi hususlara değinmiştik.

Zekâtların verildiği şu günlerde bu konuda biraz daha kelam etmek istiyoruz.

 

ZEKÂTIN VERİLECEĞİ YERLER: Tevbe suresi 60. Ayeti kerimede zikredilmiştir.

 

“Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefe-i kulûb (kalpleri İslâm’a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir”

 

FAKİRLER: İhtiyacından fazla olarak nisap miktarı bir mala sahip olmayan kimselere fakir denilir. Temel ihtiyacından olan evi, ev eşyası ve borcunu ödemeye yeter miktarda parası olsa bile yinede fakir sınıfına dâhildir.

 

YOKSULLAR: Bunlara miskin adı da verilir. Yemek içmek ve giyinmek gibi ihtiyaçlarını karşılayamayarak dilenmeye muhtaç kimselere denilir.

 

ZEKÂT İŞİNDE ÇALIŞAN (AMİLLER):İdareciler tarafından zekâtları toplamaya memur kılınmış olan kimselerdir kendilerine tahsildar da denilir. Bu görevliye kendisinin ve ailesinin ihtiyaçları için yeteri miktarda zekât verilebilir.

 

MÜELLEFE-İ KULÛB: Kalpleri İslama ısınsın diye kendisine zekât verilen kimselerdir.

 

KÖLELER: Bedel karşılığı hürriyetine kavuşması üzerine efendisiyle anlaşmış kölelere de zekât verilir; taki kölelikten kurtulup bir an önce hürriyetine kavuşabilsin.

 

BORÇLULAR: Borcundan fazla nisap miktarı bir mala sahip olmayan kimselerdir ki böyle borçlulara zekât vermek, fakirlere vermekten daha efdaldir.

 

ALLAH YOLUNDAKİLER (MÜCAHİD): Gönüllü olarak Allah yolunda cihada çıkmak isteyip yiyecek içecek ve silahtan mahrum olduğu için cihattan geri kalan kimselerdir. Bu ihtiyaçlarını giderebilsin diye kendilerine zekât verilebilir.

 

YOLDA KALMIŞLAR: Memleketinde malı olduğu halde oraya dönebilecek mala (Nakit para da bir maldır) sahip olamayan kimselerdir. Bunlara da zekât verilebilir fakat bu kimselerin zekât değil de memleketlerine dönebilmek için borç almaları daha faziletlidir.

 

 

Zekât Bu zikredilen kimselerin her birine verilebileceği gibi bir kısmına da verilebilir. Zekât verilen miktar; kişiyi zengin yapacak, nisaba ulaştıracak kadar olursa bunda kerahet vardır. Fakat bu kimsenin nüfusu kalabalık olup ta her birine taksim edildiği takdirde hiçbirini zengin yapmıyorsa o zaman nisap miktarı bile olsa o zekât bu kimseye verilebilir. Veya da fakirin yüklü miktarda borcu varsa böyle nisap miktarı bir zekât o fakire de verilebilir. Zekât fakirin hakkı olan bir mal olduğu halde, fakir; kendisine verilmesi hakkında bunu dava edemez.

 

Şöyle bir vakıa anlatılır.

 

Fatih Sultan Mehmet (Rahmetullahi aleyh)e uyanık bir fakir gelir. Kendisinin ihtiyaçlı olduğunu anlatır. Sultan kendisine bir miktar para verdikten sonra verilenin az olduğunu düşünen fakir  “Müminler ancak kardeştir” mealinde olan ayeti okur ve padişahım; biz kardeşiz bu kadar mı verecektin der? Muhammed han fakirin kulağına eğilerek fısıltı ile “diğer kardeşlerin duymadan bunu al git, yoksa diğer kardeşlerin duyarsa buda kalmaz sana diye cevap verir.

 

Yani, ne fakir horlanacak, ne de zengin zorlanacak. ikisi de imtihanda olduklarını hatırda tutup ona göre hal ve hareket içersinde bulunacaklar. Zengin “Allah beni zengin etti, bunu ise muhtaç. Bunu bana gönderdi. Hâlbuki beni fakir, onu zengin edebilirdi” diye düşünmeli

 

Fakir ise “bu kimse Allahın emri olduğu için bu kadar malı bana veriyor, acaba ben bunun yerinde olsaydım ne yapardım, hakkıyla zekâtımı verebilirmiydim? Diye düşünüp kanaatkâr olup Allaha şükretmeli ve de kullarına teşekkürü ihmal etmemeli.

 

Muhterem okuyucularımız! Zekât; Rabbimizin zengin kullarından alınıp fakir kullarına verilmesini emrettiği çok önemli bir ibadet olması ve de malın sigortası olması hasebiyle itinalı davranmak lazımdır. Malın en iyisinden, kıymetlisinden ve de fakirin faidesine olanından vermek kabule şayan olmasını gerektirir biiznillah.

 

Duyup ta keşke duymasaydık diyebileceğimiz bir iki hususu sizinle paylaşmak istiyoruz. Maal esef zekâtların bir kısmı fakirin işine yaramaz türden olmaktadır. İzah edelim. Alışıla gelmiş bir uygulama olmak üzere, fakirin neye ihtiyacı var buna bakılmaksızın nasıl kolayına geliyorsa zekât öyle veriliyor. Mesela fakir evinin kirasını ödeyemiyor, olan borcundan dolayı sıkıla sıkıla bakkalın önünden geçiyor, elektrik, su gibi faturaları birikmiş elektriği veya suyu kesilmiş durumda iken, beş paket makarnanın zeytinin vesairenin olduğu poşet eline tutuşturuluyor. Tamam, Allah senden razı olsun da kardeşim bu fakirin daha elzem ihtiyaçlarını düşünerek versen, oda gerekli yerlerde kullansa daha makbule geçer. Zaten dinimiz fıkıh kitaplarında zekâtın, fakirin yararına olan mallardan olmasını daha önemsiyor.

 

Bir ikinci husus daha da üzücü;  kişi zekâtını verecek, tarihi geçmiş veya geçmeye yanaşmış ürünlerini depodan çıkararak veriyor. Giyilmesi mümkün olmayan türden olanları seçip veriyor, satamadıklarını ayırıp veriyor.

Hâlbuki rabbimiz bakara suresi 267.ayeti kerimede ne buyuruyor:

 

“Ey o bütün iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın ve gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın, kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız fenasını vermeye yeltenmeyin ve Allah’ın gani, hamîd olduğunu bilin.”

 

 

Yine Allah senden razı olsun ama Rabbimiz muttaki olanlardan kabul buyuruyor. İttika ise; Rabbim beni veren el yaptı, onu ise alan el. Hâlbuki onu veren el beni ise almaya muhtaç kılabilirdi diye düşünüp bunun şükrünü ifa etmek için en iyisinden vermeyi gerektiriyor.

 

Bakınız Allah muttaki kullardan kabul buyurduğunun ne güzel bir örneği Kuranı kerimde mevcut.

 

“Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini bihakkın oku. O vakit ki, onlar iki kurban takdim etmişlerdi. Birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. «Seni elbette öldüreceğim» dedi, diğeri de, «Allah Teâlâ ancak muttaki olanlardan kabul eder» deyiverdi.

 

MÂİDE suresi 27

 

Selef ve haleften birçok kişinin zikrettiğine göre; Süddî, Ebu Mâlik ve Ebu Salih kanalıyla îbn Abbâs’tan, Hürre kanalıyla da İbn Mes’ûd’dan ve Hz. Peygamberin ashabından bir topluluktan nakleder ki; Hâbîl ile Kabil’in kıssası şöyle cereyan etmişti:

İstediğini haram, istediğini de helal eden ve de lâ yüs’el (yaptığından sorulamaz sorumlu tutulamaz ) olan Allah Teâlâ, zaruret hali mevcûd olduğu için Hz. Âdem’in erkek çocuklarının kız çocuklarıyla çapraz bir şekilde yani, birinci batından doğan erkek ile ikinci batından doğan kız, birinci batından doğan kız ile ikinci batından doğan erkeklerin birbirleriyle evlenmesini emretmişti.

Hz. Âdem’in, her batından bir erkek bir de dişi çocuğu doğuyordu. Ve bir batındaki dişiyi, öbür batındaki erkekle evlendiriyordu. Hâbîl’in bacısı çirkin, Kabil’in bacısı ise güzeldi. Kabil, kendisiyle doğan kardeşini tercih etmek istedi. Hz. Âdem ise buna müsaade etmedi. Kabilin itirazı üzerine, ancak Allah’a bir kurban takdim etmeleri gerektiğini; kimin kurbanı kabul edilirse, Kabil’in bacısının ona ait olacağını bildirdi. Kâbîl, tarımla uğraşırdı. Hâbîl ise sürü sahibi idi. Kâbîl yaşça büyüktü. Hâbîl ve Kâbîl kurbanlarını sundular.

Kâbîl; bir bağ sümbül kurban olarak verdi. Cimriliğinden başağı ovalayarak yedi. Koyun sahibi olan, koyunlarının arasından en sevdiğini, en güzelini, en semizini ve en üstününü takdim etti. Bunu yaparken gönül hoşnutluğu ile yapıyordu. Tarla sahibi olan ise ekininin en kötüsünü ve işe yaramazını takdim etti. Hem de gönülden vermiyordu.

Her şeye gücü yeten Rabbimizin hikmetleri; o zamanda yapılan kurbanlar gökyüzünden gelen bir ateş tarafından alınıp götürülürdü. Gökyüzünden gelen ateş Habilin kurbanını aldı. Kabil’in kurbanını olduğu gibi bıraktı. Kâbîl kızarak; ya seni öldürürüm, ya da kız kardeşimle evlenemezsin, dedi. Hâbîl ise; Allah, ancak muttaki olanlardan kurbanını kabul eder. Dedi. Bunu İbn Cerîr Taberî rivayet eder.
İbn Ebu Hatim derki: Bize Hasan İbn Muhammed İbn Huşeymden rivayet etti ki; o, şöyle demiş: Saîd İbn Cübeyr’le birlikte bulunuyordum. O, bana nakletti ki; İbn Abbâs şöyle demiş: Allah kişinin kendi ikizi olan kız kardeşini nikâhlamasını yasaklamış ve öbür kardeşleriyle nikâhlanmasını emretmişti. Ve Hz. Âdem’in bir karında; biri erkek biri kız iki çocuğu oluyordu. İşte bu sırada çok güzel bir kızı oldu. Onun karşısında çok çirkin bir kızı daha oldu. Çirkin kızın erkek kardeşi dedi ki; kız kardeşini benimle nikâhla. Ben de kız kardeşimi seninle nikâhlayayım. O, hayır, ben kız kardeşini almaya senden daha çok hak sahibim, dedi ve bir kurban kestiler.

Hâbîl’in kurbanı kabul edildi. Kabil’inki edilmedi. Ve netice, Allah’ın kitabında anlattığı gibi oldu. Hz. Âdem Mekke’ye gitmiş, Kâbe’ye hizmet ediyordu. Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Benim; yeryüzünde bir evim olduğunu biliyor musun? Âdem aleyhisselam; Allah’a Andolsun ki hayır, dedi. Cenâb-ı Hak, Benim Mekke’de bir evim var. Buraya gidiver, buyurdu.

Yapılan kurban etme hadisesinde oğlak sahibinin kurbanı kabul edilmiş, ekin sahibinin kurbanı kabul edilmemişti. Bunun üzerine o da oğlak sahibini öldürmüştü. Bu hadîsin isnadı kuvvetlidir.

Buna yakın rivayetlerle bu hadise nakledilirken bizim burada vurgulamak istediğimiz şey şudur ki Allah Celle Celaluhu kurban olsun, sadaka olsun, zekât olsun, bütün böyle ibadetleri muttaki, samimi, ihlâslı kimseler tarafından kabul ediyor.

 

KİMLERE ZEKÂT VERİLİR KİMLERE VERİLMEZ? : Bir kimse kendi zekâtını fakir bulunan hanımına, usul yani babasına dedesine anasına ninesine, furuuana yani oğullarına kızlarına ve bunların çocuklarına, torunlarına veremez. Boşanmış olup henüz iddet’i bitmemiş hanımına da veremez. Çünkü kısmende olsa menfaati kendisine ulaşmış olur. Zekâtta ise verilen malın menfaati tamamen kişiden kesilmesi lazımdır. Onun için bir kimse zekâtını fakire verirken bunu bana borç olarak geri vereceksin dese caiz olmaz.

İmamı Azam menfaat ortaklığı olduğundan dolayı bir kadın zekâtını fakir olan kocasına vermesini de caiz görmediği halde İmameyn (Ebu Yusuf, İmam Muhammed) ise buna cevaz vermiştir.

Temel ihtiyaçlarından başka nisap miktarı bir malı olan kimse fıkhen zengin sayılacağından dolayı zekât kendisine verilemez. Sahip olmuş olduğu malın nami (yani nakit paralar, ticaret malları, altınlar gibi artıcı) olup olmaması bu hükmü değiştirmez.

Haşimoğullarına zekât verilemez. Haşimoğulları şunlardır: Efendimiz aleyhisselamın amcaları Hazreti Abbas ile Harisin evlat ve torunlarından ve Hazreti Ali ile kardeşleri Akil ve Cafer (Radıyallahu anhum ecmain)in zürriyetleridir.

Kişi zekâtını kameri senenin sonunda verebileceği gibi sene dolmadan da verebileceği için; bir kimsenin sene dolmadan zekâtını vermiş olduğu fakir, sene dolduktan sonra zengin olacak olsa veya vefat edecek olsa bu zekât geçerli olur, tekrar verilmesi icap etmez.

Zengin bir babanın fakir, küçük çocuğuna zekât verilemez. Bu çocuk babasının malıyla zengin sayılır. Fakat bunun aksine; zengin bir kadının fakir, yetim ve babası Müslüman olan çocuğuna zekât verilir. Bu çocuğun babası Müslüman olacak dedik çünkü nesep babadan sabit olduğu için çocuk ta Müslüman olur. Annesinin serveti ise çocuğu zengin saymaz.

Zengin bir şahsın fakir ve Müslüman hanımına, fakir ve Müslüman babasına, fakir ve Müslüman olan büyük oğul veya kızına zekât verilebilir.  Zira bu kimseler birbirinin serveti ile zengin sayılamazlar.

“Zekâtı Müslümanların zenginlerinden alıp fakirlerine verin” buyuran efendimiz Sallallahu aleyhi vesellemin hadisi şerifine binaen gayri Müslimlere zekât verilemez. Gayri Müslimlere teklif ancak iman etmeleri olacağından dolayı da bunların zekât vermesi icap etmez. Müslüman olmayanlara sadaka türünden yardımlar yapılabilir.

Zekâtın akrabaya verilmesi, başkalarına verilmesinden daha efdaldir. Her Cuma günü hutbede imam efendinin okumuş olduğu ayeti kerimede rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

 

NAHL suresi 90. Ayet

Hal bu ki günümüzde bir kimse bir düşmanlık yapacaksa ilk önce akrabasından başlıyor. Halkın arasında da şöyle bir söz dolaşıyor:

“Akrabanın akrabaya akrep yapmaz yaptığını” Rabbimiz akrabaya iyi bakın, iyilik edin buyururken bu söz hiçte yakışık almıyor. Mevla akrabayla güzel geçimi cümlemize nasip etsin. Âmin

 

Akrabadan fakir olanlarına fazilet bakımından sırasıyla şöyle verilir: İlk önce erkek veya kız kardeşlere, sonra bunların evladına, sonra amcalara, halalara sonra bunların evladına, sonra dayılara, teyzelere ve bunların evladına daha sonra da zevilerham denilen akrabalara verilir.

 

Zekât, malın bulunmuş olduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Sene sonunda başka beldedeki fakirlere gönderilmesi mekruhtur. Fakat memleket dışındaki kimseler akrabadan ise veya malın bulunduğu yerdeki fakirlerden daha düşkün ise o zaman mekruh olmaz. Sene dolmadan ise başka beldeye her halükarda gönderilebilir bunda sakınca yoktur.

 

Bir kimse kendi işçisine de  (Maaştan saymamak kaydıyla) zekâtını verebilir. Yeri gelmişken şu hususu da işaret etmek isteriz ki; Zenginlerden veya işverenlerden patronlardan görülen yanlış bir uygulama vardır. Kendilerinden bir yardım istendiğinde seve seve bu yardımı yapan bu kimselerin, işçilerinin ücretini verirken aynı hassasiyet içersinde olmadıklarına şahit olunuyor. İşçinin parasını bir gün daha bekletmek sanki onlara haz veriyor. Bu davranış; işçinin ücretinin teri daha soğumadan verilmesini emreden peygamber efendimiz aleyhisselamın buyruğuna hiç de uymuyor.

 

Öyle ise kişi kendi etrafına daha fazla faideli olabilmelidir. Yoksa başkalarına cömertlik gösterirken kendi çoluk çocuğuna zırnık koklatmayan kimselerin haline dönülmüş olur.

 

Efendimiz aleyhisselam bu konuda da bizleri uyararak kendi çocuklarına yapılan harcamaların başkasına yapılanlardan daha kıymetli olduğunu ifade buyuruyor:

Yalnız bu işi zekât ile karıştırmamak lazım zira zekât kendi çocuklarına ve hanımına verilemez.

 

 

Değerli okuyucularımız yapılan ibadetlerimizin kabul olmasını cenabı haktan niyaz eder hayırlı bereketli helalinden bol kazançlar dileriz Allaha emanet olunuz.

 

 

YORUMLAR

WORDPRESS: 0