RAMAZAN YAZILARI – ZEKAT

HomeMakaleler

RAMAZAN YAZILARI – ZEKAT

 Ahmet MOLLAHÜSEYİNOĞLU Hocamızın Ramazan Ayı için Hazırladığı Yazılar. (Haftalık Olarak Yayınlanacaktır.)  ZEKÂT VE DİKKATİ MUCİP HUSUSLARI  

RAMAZAN YAZILARI – ORUÇ SIHHATTİR VE ÇOK BÜYÜK BİR İBADETTİR
Ahmet Hocamızın Sesinden Yasin-i Şerif
RAMAZAN YAZILARI – MÜJDELER OLSUN

dernek Ahmet MOLLAHÜSEYİNOĞLU Hocamızın Ramazan Ayı için Hazırladığı Yazılar. (Haftalık Olarak Yayınlanacaktır.) 

ZEKÂT VE DİKKATİ MUCİP HUSUSLARI

 

“Birr (takva); yüzlerinizi maşrık ve mağrip tarafına çevirmeniz değildir. Fakat birr, o kimsenin birridir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere imân etmiş olur. Ve malını seve seve karabet sahiplerine, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilenenlere verir. Ve esirleri azad etmek hususuna sarf eder. Ve namazını kılar, zekâtını verir. Bir de muâhede (anlaşma)yaptıkları zaman ahidlerini yerine getirirler ve ihtiyaç, hastalık ve şiddetli savaş hallerinde de sabırlı bulunurlar. İşte sadık olanlar onlardır. Muttaki olanlar da onlardan ibarettir.” Buyuran yerlerin ve göklerin rabbine hamd,

 

“Mallarınızı zekât ile koruyunuz” buyuran, âlemlere rahmet peygamberine, ashabına ve ehlibeytine salât ve selam olsun.

 

Muhterem okuyucularımız şu pahası biçilemez değere sahip olan mübarek ramazanı şerif hızla ilerliyor. Aslında Ramazanı şerif ibadetlerinden olmadığı halde bu aydaki infakın hayır ve hasanatın katlanması söz konusu olmasından dolayı halkımız tarafından ramazanda yerine getirilen çok kıymetli ibadetlerden olan zekâtı kalemimize almayı uygun gördük

 

Zekât; lugatta temizlik, bereket, çoğalma, överek anma gibi manalara gelir. Istılahta ise bir malın muayyen bir miktarını, muayyen bir zaman sonrasında hak sahibi olan bir kısım Müslümanlara Allah rızası için tamamen temlik etmek (mülkiyetine geçirmek)tir.

Zekât hicretin ikinci senesinde oruçtan evvel farz kılınmış İslamın beş şartından birini teşkil etmiştir. Muayyen bir miktara ulaşan ve nami (artıcı ) olan bir malın üzerinden bir sene (havalan-i havl) geçmesiyle (en sahih görüşe göre) hiç geciktirilmeden zekâtı verilmesi gerekir. Kur’ani kerimin 32 ayetinde zekâtın verilmesine dair iki ayette de zenginlerin malında fakirlerin hakkı bulunduğuna dair hükümler vardır.

Zekât; dini, ahlaki ve sosyal yönleri gibi birçok yönlü olan bir kulluk vazifesi ibadettir. Bireysel, toplumsal ve ekonomi işlevlerine haiz çok önemli bir mükellefiyettir. Zekâtın meşruiyetindeki hikmet ve faideler sayılamayacak kadar çoktur. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Rabbimiz birçok ayeti kerimede zekâtı emretmiş; dikkati muciptir ki namaz ile beraber zikretmiştir. Bu ayetlerin yanı sıra efendimiz Sallallahu aleyhi vesellemin hadisi şeriflerinde çokça yerini almıştır.

Servetin sadece belirli ellerde kalmayıp tabana da yayılmasını sağlayarak toplumsal bir ahenk sağlayan zekât,  aynı zamanda kulun Allaha kurbiyetini önemli ölçüde destekleyen bir ameldir.

Bireylerin ve toplumların hiçte kaçmadıkları birbirine yardım ameliyesinin sistematik bir örneği ve öncüsüdür. Zekâtı diğer yardımlaşmalardan farklı kılan şey ise başta Yüce Yaratanımızın emri olmasıdır. Yardımlaşmaların içersinde gerçekten insana huzur verenleri de varken,  bunun yanı sıra yardımlaşma gibi görülenlerin içersindeki bazıları; mesela krediler, kredi kartları insanı kalkındırmayı değil belki de kandırmayı sağlayan beyhude işlerden olduğu açıktır. Bu kadar insanların kredi ve kredi kart borçlarının altında inim inim inlemesi ve de bir kısmının da gururuna yenik düşüp intihar etmesi bunu apaçık göstermektedir.

Tam manası ile zekât veren toplumlarda ise böyle şeylerin yaşanmadığı, zekâtı verilen malların biiznillah korunmuş olduğu ve bereketlenip arttırıldığı geçmiş tarihimizden de anlaşılmıştır.  Kredi kartı dağıtıp insanlara yardım ediyor havasında olan müesseseler; Zengin ve fakirin elinde avucunda ne varsa onları alarak kendisini borçlandırırken, Mevlamızın emri olan zekât müessesi ise; elinde çokça parası olan zenginden geri kalanın artırılıp muhafaza edilmesi şartıyla alıp, zor durumda bulunan fakire bulunmuş olduğu durumdan kurtulsun diye her sene vermesidir. Zira Mevla Zülcelâl hazretleri ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır.

Allah, faiz malını mahveder, sadaka (zekât)ları ise artırır (bereketlendirir). Allah hiçbir günahkâr nankörü sevmez.

Bakara 276

Bu ayeti kerimeden de anlaşıldığı gibi Faiz, zekâtın; Zekât ise Faizin zıttıdır. Öyle ise zekâtı verilen mal mutlaka bereketlenecek, faize bulaşan kişinin malı da mutlaka mahv olup gidecektir.

Evet! zekatı verilen malların nasılda artıp bereketlendiğini ve de nasıl her türlü yangın, deprem, sel, çalınma, kaybolma gibi felaketlerden korunduğunu müşahede etmek zor değildir. Bizi bizden daha çok acıyan rabbimiz ben kollayacağım koruyacağım dedikten sonra şüphelenmek inançlı bir müminin vasfı olamaz.

 

Peygamberliğin son halkası peygamberlerin efendisi Muhammed Mustafa’mız (aleyhisselam) bu konuyu nasıl vuzuha kavuşturuyor:

“Mallarınızı zekât ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını dua ile niyaz ile karşılayınız ( savuşturunuz)

Beyhaki Şuabul-iman 3/282

 

Dinimizin önemli emirlerinden olan zekât, zengin ile fakiri birbirine yaklaştırır, kardeşlik duygularını geliştirir ve aradaki husumet ve çekememezliği kökünden kaldırıp yok eder. Rabbimizin zekât emrini yerine getiren bir mümin kendisinde bir hafiflik hisseder, kulluk vazifesini ifa etmenin hazzını duyar, büyük sevap kazanmanın sevinci içersinde sın derece mutlu olur. Fakirin yüzündeki memnuniyeti görünce Rabbisine şükreder ve onlara da vermesi için Allaha duada bulunur.

Zekât vermek kişiyi cimrilik hastalığından kurtarır, fertler arasında muhabbet saygı ve sevgiyi temin eder. Zekât veren atıl halde bulunan birikiminin bir kısmını ortaya çıkarmakla ekonomiye de büyük katkı sağlar.

Değerli okuyucularımız!

Şimdi zekâta tabi olmayan mallar nelerdir, kimler zekât verir, ne zaman zekât verilir, zekâtın hesabı nasıl yapılmalıdır, hangi mallardan zekât gerekir, kimlere zekât verilir bunların cevaplarına sırasıyla göz atalım?

1-ZEKÂTA TABİ OLMAYAN MALLAR:

Kişinin gerek kendi, gerekse de nafakasını teminle yükümlü olduğu kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak için olup, temel ihtiyaç ismini almış olan mallardan zekât lazım gelmez. Oturulan evler, bu evlerin gerekli eşyaları ve mobilyaları, bir aylık veya bir senelik taam (yiyecek ve içecekler),  akar getiren hanlar, hamamlar, apartmanlar ve daireler, giyilen elbiseler, binek hayvanları ve binilen vasıtalar (ticaret için olmayan), kullanılan silahlar, sanat aletleri, imalat makineleri, altın ve gümüşten olmayan süs eşyaları, ticaret için olmayan inci, yakut, zebercet emsali mücevherat, ticaret için olmayan ilim kitaplarından zekât verilmesi icap etmez.

Saydıklarımız ticaret için olursa mesela evler satılmak üzere bekletiliyorsa zekât gerekir. Kişinin milyonlara varan iki arabası olsa ve ikisini de binmek için kullanıyorsa bunlardan zekât gerekmez. Bir kimsenin yüz tane kamyonu olsa bunlar ticaret için olmayıp nakliye için çalışıyor olsa bu kamyonlardan zekât gerekmez. Fakat bir kimsenin yastık altı 85 gram altını veya buna denk nakit parası olsa zekât gerekecek. Görüldüğü üzere İslam bir malın atıl kalmasına rıza göstermeyip insanlığın menfaatine çalıştırılmasını ön görüyor.

Mali zımar denilen yani bir kimsenin malı olduğu halde kendisinden faydalanılması mümkün olmayan, daha açık bir ifade ile elinden çıkmış ve bir daha eline girmesi büyük bir ihtimalle umulmayan mallardan da zekât icap etmez. Çünkü zekât; nami dediğimiz yani artıcı olabilen mallardan gerekir. Böyle malların ise bu kişi hakkında artıcı olması düşünülemez. İnkâr edilmiş ve de ispat edilemeyen alacak paralar buraya dâhildir.  Devletin el koymuş olduğu veya gasp edilmiş mallardan da zekât vacip olmaz.

Bir yere gömülmüş amma yeri unutulmuş para veya altınlar, denize veya derin bir yere düşüp çıkartılması mümkün olmayan mallarda zekâtı icap etmeyenlere dâhildir. Yalnız bu gibi mallar ileride bulunup veya çıkartılıp istifadesi mümkün hale gelecek olsa o zaman zekâta haiz durumda ise zekâtları verilir.

2-KİMLER ZEKÂT VERİR?

Müslüman, akıllı, baliğ ve hür olan bir kimsenin nisap miktarı bir mala sahip olup üzerinden de bir sene geçmiş olmasıyla o malın kırkta birini zekât olarak vermesi gerekir.

Nisap miktarı: Zekâtın vucubu için dinimizin tespit etmiş olduğu muayyen miktara denir ki; buda günümüz şartlarına göre altın için 20 miskal yani 85- 96gram altına tekabül etmektedir, gümüşün nisabı 200 dirhemdir bu ise 595-600 grama tekabül ediyor. Koyun ve keçinin nisabı kırk, sığırların otuz ve develerin ise beştir. Bu malların nisabında ulemanın ittifakı vardır. Arazi mahsullerinin zekâtları konusunda ise ihtilaf olmuştur.

İmamı Azam efendimize ( rahmetullahi aleyh) göre meyve ve tahıllarda az veya çokluğuna bakılmaksızın öşür adıyla bilinen zekât verilir. Kişi tarafından sulama yapılmışsa 1/20 sulama yapılmamışsa 1/10 zekât verilir. Havalani havl, yani üzerinden bir sene geçmesi beklenmeden hemen verilir. Maden ve definelerdeki humus 1/5 içinde bir sene geçmesi beklenmez.

Diğer müçtehit imamlarımıza göre ise meyve ve tahıl 5 vesk olmadığı müddetçe onlara zekât gerekmez.  Bunların dışındaki altın, gümüş, ticaret malı, nakit bankonatlar, hayvanlar gibi mallarda ise zekâtın vacip olması için bir sene geçmesi şarttır.

Yanlız burada yanlış anlaşılan bir konu vardır. Oda şudur. Zekât nisabına ulaşan bir insanın ilerdeki senelerde de kazandığı mallar hususunda onların üzerinden de bir sene daha geçmesi lazımdır diye yanlış bir anlayış. Hal bu ki zekât vermeye yükümlü olan kimse her sene, yeni kazanmış, eski kazanmış, olduğuna bakmadan malının tamamını hesap eder varsa borcunu ondan düşer halen elindeki mal nisabı aşağı düşmemişse zekâtını verir.

3- NE ZAMAN ZEKÂT VERİLİR:

Bu konuda çok büyük bir yanlış uygulama vardır!

Bilindiği gibi altın, gümüş, ticari mal, koyun, sığır, deve gibi nisap çeşitlerinden herhangi birine malik olan kişi şer’an zengin sayılır. Bu kişi dinen zengin sayıldığı günü belirleyip kaydetmesi lazımdır ki gelecek sene aynı vakitte malının miktarı nisaptan aşağı düşüpte fakirleşmemişse zekâtını verebilmesi mümkün olsun.

Buraya kadar bir sorun yoktur, sorun ve hata işin şurasındadır: Kişinin zengin sayıldığı günü miladi takvime göre tespit etmesindedir. Zira ramazan, bayramlar, haç ayı, Arafat’a çıkma zamanı, kadınların iddet beklemesi mübarek gün ve gecelerin tespiti, Cuma gecesinin tespiti gibi birçok ibadet sayılabilecek veya görev ifa edilecek zaman tayinlerini hicri aya göre yaparız. Aynı şekilde zekât vermek için nisaba malik olup zengin sayılmanın, senesi, ayı ve günü de miladi yani şemsi aya göre değil hicri yani kameri aya göre belirlememiz gerekir.

 

Ne fark eder oda sene oda sene dememelidir. Şemsi yıl 365 küsur gün iken, kameri sene ise 354 küsur gündür. Aralarında 11 gün fark vardır. Siz zekâtın verilme hesabı konusunda dinimizin emrettiği hicri takvime göre değil de miladi takvime bakıp ona göre hesap yaparsanız bu 11 günlük farktan dolayı ya vermeniz gerekmeyen fazlalık zekât vermiş olacaksınız, yâda vermeniz lazım gelen miktarı vermeyip eksik vermiş olacaksınız. Bunun böyle olmaması için zengin sayılacağınız nisaba malik olduğunuz tarihin belirlemesini vede malınızı hesap edip zekât vereceğiniz günün tespitini hicri aya göre yapmalısınız.

 

Konunun ehemmiyetinden dolayı ve de daha iyi anlaşılması için somut bir örnek verelim. Siz zekât vereceğiniz nisaba 2012 yılının 20 Temmuzunda malik olduğunuzu var sayalım. 20 Temmuz hicri aya göre 1 ramazana denk geliyordu şimdi bu sene 2013 te zekât vereceksiniz 20 Temmuza bakıyorsunuz hesabınızı yapıp zekâtınızı veriyorsunuz. Hâlbuki siz 1 ramazanda hesaplayıp vermeniz gereken zekâtı vermeyip 11 gün geciktirerek 20 Temmuzun denk geldiği ramazanın on ikisinde vermiş oluyorsunuz ki bunun sakıncaları vardır. Sizin ramazanın 1i ile 12 si arasında çok kazanmış olduğunuz veya kaybetmiş olduğunuz mallarınız olabilir. Dolayısıyla ya eksik veya fazlaca bir malın zekâtını vermiş olacaksınız. Fazla olmasında bir sakınca olmayabilir çünkü Mevla Teâlâ onu nafile sadakaya sayar ve mükâfatını verir. Amma ya eksik vermişseniz ahirette zekât vermeyenler için olan tehdide maruz kalmış olacaksınız Mevla muhafaza buyursun.

Kıymetli okuyucularımız biz böyle bir şey bilmiyorduk dolayısıyla nisabın tespiti kameri aydan olması gibi bir uygulama yapmamıştık, şimdi ise ne zamana denk geliyor zengin ne zaman olmuştum bunu da belirlemem imkânsız diyorsanız; kendinize ramazan gibi bir kameri ayın herhangi bir gününü nisap tespiti ve zekât verilmesi için belirleyiniz. Artık her senenin o kameri ayının tespit etmiş olduğunuz günü baz alın ve zekatınızı ona göre veriniz.

İlk nisaba malik olduğunuz günü de faturalarınızdan senetlerinizden veya vergi evraklarınızdan tespit etmeye çalışınız. Tespit edebildiyseniz, arada zekâtı verilmemiş bir meblağ varsa onu ödeyiniz. Yok, eğer tespit edemiyorsanız tahmini olarak biraz fazlaca bu senedeki zekâtınızı artırarak açığı kapatmaya çalışıp tevbe ediniz. Allah çokça bağışlayandır.

4- HESABI NASIL YAPILIR?

Ticarete niyet edilmiş bütün uruz denilen mallar, kumaş gibi her çeşit eşyadan olabileceği gibi buğday pirinç, arpa gibi hububattan, demir bakır, kalay gibi tartılarak satılıp alınanlardan, deve, at, sığır koyun, keçi gibi hayvanlardan,  han hamam, ev, dükkân gibi gelir getiren gayrimenkullerden de olabilir.

İşte ticaret için olan bu mallar sene başında nisaba ulaşmışsa yani kıymetleri iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın olmuşlarsa bunların zekâtı için sene sonundaki kıymetleri itibara alınır. Bu kıymetlerine göre hesap edilirler. Sene başında nisaba ulaşmış olduğu halde sene sonunda bunların kıymetleri nisaptan düşmüşse zekât icap etmez.  Bu malların sene ortasındaki kıymetlerinin artıp eksilmesine bakılmaz.

Bir kimse nisaba malik olduktan bir sene sonra bütün ticaret için olan malını, elindeki nakit paralarını, yastık altı döviz ve altınlarını hesap eder miktarını ortaya koyar. Bu miktardan, varsa borçlarını çıkarır, kalanın kırkta birini zekât olarak Allah rızası niyeti ile zekât alabilecek sınıflardan herhangi birine veya birkaçına verir.

 

5-HANGİ MALLARDAN ZEKÂT GEREKİR?

Nakit paralar, evlerde veya mağazalarda bulunan ticaret malları, altın gümüş, döviz gibi malların tamamından zekât gerekir. Binmek çift sürmek, yük taşımak, boğazlamak için olmayan deve, sığır, koyun, keçi gibi hayvanlar yukarıda belirttiğimiz nisap miktarlarına ulaşınca, altın ve gümüş kendi nisaplarına ulaşınca (darp edilip edilmemesi önemli değildir yani işlenmiş olsun veya külçe olsun fark etmez), her türlü ticaret malları, madenler ve defineler, ekinler ve meyvelerden (Ömer Nasuhi Bilmen Hoca efendinin büyük İslam ilmihalindeki öşür bahsine müracaat edilebilir)zekât verilmesi icap eder.

Altın veya gümüşten olan ziynet (süs) eşyaları, tablolar bunların kıymetleri nisaba ulaştığında zekâtları icap eder. Bu zekât, kendi cinsinden olmayan bir malla ödeneceği takdirde ağırlıklarına bakılmayıp kıymetlerine bakılır. Bunda ulemanın ittifakı vardır. Fakat kendi cinsleriyle ödeneceği zaman İmamı Azam ile İmam Ebu Yusuf’a göre ağırlıklarına, imam Züfere göre kıymetlerine İmam Muhammede göre ise fakirlere daha faydalı olanına itibar olunur.

 

İlerdeki sayımızda devamı gelecektir inşaellah. Namaz, oruç, zekât gibi bütün ibadetleriniz makbul, kazancınız helalinden bol olsun Allaha emanet olunuz.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0