HomeMakaleler

RAMAZAN YAZILARI – ORUÇ SIHHATTİR VE ÇOK BÜYÜK BİR İBADETTİR

 Ahmet MOLLAHÜSEYİNOĞLU Hocamızın Ramazan Ayı için Hazırladığı Yazılar. (Haftalık Olarak Yayınlanacaktır.)   ORUÇ SIHHATTİR VE ÇOK BÜYÜ

RAMAZAN YAZILARI – MÜJDELER OLSUN
Ahmet Hocamızın Sesinden Yasin-i Şerif
RAMAZAN YAZILARI – ZEKAT

a-molla-site Ahmet MOLLAHÜSEYİNOĞLU Hocamızın Ramazan Ayı için Hazırladığı Yazılar. (Haftalık Olarak Yayınlanacaktır.)

 

ORUÇ SIHHATTİR VE ÇOK BÜYÜK BİR İBADETTİR.

Bismillahirrahmanirrahim.

“Ey imân edenler! Oruç sizden evvelkilerin üzerine farz olduğu gibi sizin üzerinize de farz olmuştur. Tâ ki sakınabilesiniz.” Buyuran Yüce Rabbimize hamd;

“Her iftarda Allahu Teâlanın cehennemden azatlıları vardır” diyen Rasulullah’a, sahabesine ve ehli beytine salât ve selam olsun.

 

Nede çabuk geldi daha dün gibi idi Ramazan ve oruç. Günler su gibi akıyor derlerdi hayır bugün öyle değil su gibi değil seller gibi akıp gidiyor. Her geçen dakikalar aleyhimize işliyor eğer emirler tutulmazsa. Bunu lehimize çevirmek biiznillah elimizde emirleri tutarak.

Rabbimiz müjdeliyor bizleri “Gerçekten iman edip Salih ameller işleyenlere gelince: şüphe yok ki öyle güzel bir amel işleyenin mükâfatını biz zayi etmeyiz.”

Kehf 30

İşte ameli Salihleri yapanlara zayi olmamak var. Başka bir ayeti kerimede ise

“Nefsiniz için hayırdan ne takdim eder iseniz onu Allah indinde daha hayırlı ve mükâfatça daha büyük olarak bulursunuz ve Allah’tan mağfiret isteyin, şüphe yok ki Allah gafûrdur, rahîmdir.”

Müzzemmil 20 den

 

Burada da yine teşvik var o ahiret yurdunun hazırlığına

 

Çok gayret etmek lazım, emirlere imtisal lazım, kulak kesilmek lazım. Yoksa ahiret’imiz, sonsuz hayatımız mahv olur perişan olur. Dayanamayız Rabbimizin azabına, güç getiremeyiz ikabına. Bakın bizi bizden çok acıyan kollayan rabbimiz bizi uyarıyor kendinize gelin kullarım diyor.

 

“Ey imân etmiş olanlar! Allah’tan korkunuz ve her nefis, yarın için ne takdim etmiş olduğuna baksın ve Allah’tan korkunuz. Şüphe yok ki Allah, ne yapar olduğunuzdan haberdardır”

Haşr 18

Akıllı insan vaktini iyi değerlendirmelidir. Ramazanı şerif gibi ayları gün ve geceleri ganimet bilmelidir.

 

Abdullah bin Abbas ( radıyallahu anh)dan rivayete göre Hazreti peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)

Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur:

Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil:

 

1-İhtiyarlamadan evvel,(aciz ve düşkün duruma düşmeden önce) gençliğinin kıymetini bil. (Oyun ve eğlence gibi sonu hüsran olan şeylerle geçirme.)

 

2-Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil. (Din ve dünyana yararlı hizmetler yap.)

 

3-Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil. (zenginliğini ekonomik olarak kullan. Malını ve servetini lüzumsuz yere tüketme, tutumlu ol,cimri de olma.)

 

4-İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil. (Boş vakitlerini değerlendir. Tembel tembel oturma, yararlı hizmetler yap.)

 

5-Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil. (düzenli ve tertipli olarak hem dünyan için ve hem de ahretin için çalış. Hiç ölmeyecek gibi dünya işlerini yap, yarın ölecekmiş gibi ahiret hazırlığı yap. Yani,her ikisi için muvazeneli çalış.)

 

Aklımızdan çıkarmamamız lazım gelen en önemli şeydir ki biz yoktan var edilerek iyilik edilen mükellef varlıklarız. Rabbimizin kuluyuz, sarı çizmeli Mehmet ağa değiliz. Yaptıklarımızdan ve tehir ettiklerimizden sorgu suale çekileceğiz. Mücazat veya mükâfatlandırılacağız.

 

Hatırda tutmamız lazım ki; şu içersinde bulunduğumuz vakitler, bu ay, bu günler ve geceler diğerlerinden çok farklı. Bu ayda af edilmek çok kolay. Yüce yaratıcımıza beğenilmek ve onun rıza-i şerifine erişmek çok ucuz biiznillah.

 

Öyle ise geçmişimizle şöyle bir yüzleşip hatalarımızdan bir daha yapmamak üzere vaz geçmeli. Tevbe ve istiğfar etmeli. Çünkü bir gün mutlaka yüzleştirileceğimiz an yani ahiret gelecektir. O zaman amellerimizi görmenin telafisi noktasında faidesi olmayacak belki rezil ve rüsvay olunacak gün olacak. Allah hepimizi muhafaza eylesin. Âmin.

Kıymetli okuyucularımız: Gelin hep beraber tevbe edelim dünya ve ahiret saadet ve mutluluğuna erişilecek işler yapalım. Mevla’mız Zülcelâl hazretlerimizin Ramazanı şerif münasebeti ile olan en büyük emri oruçlarımızı tutalım. Yaz günleri uzun ve sıcak demeyelim. Kendimizi ve ehli i-yalimizi cehennem ateşinden koruyalım.

 

Rabbimiz Tahrim süresi 6. Ayeti kerimede bakın ne buyuruyor?

 

“Ey imân etmiş olanlar! Nefislerinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyunuz ki, onun yakacağı, insanlardır ve taşlardır. Üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır. Onlar, Allah’ın kendilerine emrettiği şeyde âsi olmazlar ve emrolundukları şeyi yapıverirler.”

 

Değerli kardeşler  tevbe etmenin tam günündeyiz. Ruhumuzu yıkamanın mevsimindeyiz. Yönelirsek ilgi alaka görürüz. Tarafına bakarsak tarafımıza bakılır. Meşhur bir söz vardır hani “Men Dakka dukka”

 

Rabbimizde bize: Bana bir karış gelene ben bir arşın gelirim. Bana yürüyerek gelene ben koşarak( Rabbimiz bizim gibi koşmaktan münezzeh olduğu halde) gelirim. Buyurarak bizi tevbeye teşvik etmektedir.

 

Bakınız: Allah dostlarından olan, fakat gençliğinde Merv ile Ebiverd arasında eşkıyaların başı olan Fudayl bin İyaz (Kuddise sirruhu) aşık olduğu cariyenin evine girmek için duvara tırmandığı sırada içeride Kur ani Kerim okunuyordu. Sıra şu ayeti kerimeye gelmişti:

 

İman edenler için, Allahu Tealanın zikri ve kendilerine inen hakikat sebebiyle kalplerinin ürpereceği, saygıyla yumuşama zamanı daha gelmedi mi?

 

Fudayl hazretleri bu ayeti duyar duymaz kendini yere atıp O AN GELDİ YA RABBİ diyerek tevbe etmişti. Artık Fudayl velilik yani Allah dostluğu makamına ulaşmıştı.

 

Görüyorsunuz ki can kardeşler bir Samimi tevbe, adamı ne yapıyor. Öyle ise dağlar kadar günahlarımız dahi olsa Rahmet ayı içersindeki Rabbimizin rahmeti elbette bizim günahlarımızı tarumar eder. Allahımıza böyle hüsnü zan da bulunmak lazım.

 

İmam Busri (Rahmetullahi aleyh) Efendimiz Sallallahu aleyhi vesellem efendimize atfen kaleme almış olduğu Kaside i burdesinde şöyle buyuruyor.

 

KESME ÜMİDİNİ, GEL ETME AH VAH,

İŞLEMİŞ OLSANDA BİR NİCE GÜNAH,

AF EDER HEPSİNİ, GAFÛRDUR ALLAH.

EL AÇ DERGÂHINA SEHERDE ERKEN,

ÜRPERSİN VİCDANIN DUA EDERKEN.

 

                   DÜŞÜNDÜKÇE ARTAR, COŞAR İMANIM,

           İSMİNİ ANARKEN ÜRPERİR CÂNIM,

                    EY RAHMETİ SONSUZ OLAN SULTANIM!

                           N’OLUR ÜMİDİMİ ÇIKARMA BOŞA,

                              BENİ AMELİMLE KOYMA BAŞBAŞA.

 

HUZURUNA ELİM BOMBOŞ GİDENDE

HER YANDAN KORKULAR HÜCUM EDENDE

DAYANACAK TÂKAT NE GEZER BENDE

LÜTUF SENİN, KEREM SENİN, SUÇ BENİM;

N’OLUR RABBİM GÜNAHIMDAN GEÇ BENİM.

 

Oruç hakkında bazı bilgileri tazelemek gerekirse:

 

Oruç: Fecri sadıktan (ikinci fecirden) başlayarak güneşin batışına kadar yemekten içmekten ve cinsi münasebetten kendini menetmek demektir.

Orucun farz ve nafile olarak kısımları vardır. İçersinde bulunmuş olduğumuz Ramazan ayı farz olan orucun ayıdır.

Ramazanı şerif orucu, Efendimiz aleyhisselamın hicretinden bir buçuk sene sonra Şabanı şerifin onuncu günü farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farziyyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Orucun meşru olmasında pek çok hikmetler vardır. Hâkimi mutlak olan Allah Teâlâ hazretleri bunu emretmesi hikmetin ta kendisidir. Yani Allahın kullarına emretmiş olmasında insanlar için birçok maslahat ve menfaatler vardır. Bu menfaatleri anlamak zorunda da değiliz. O emrettikten sonra bitmiştir. Biz kullar için lime, la (niçin, hayır) yoktur. Edep; emri soruşturmayı değil hemen yerine getirmeyi gerektirir.

Buna rağmen oruçta dini, uhrevi (ahirete yönelik) faidelerin yanı sıra sıhhi, sosyal, ahlaki de birçok kazançların varlığını bilmek lazımdır. Nitekim ibni Mace de mevcut bir hadisi şerifte gözümüzün nuru Sallallahu aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurmuştur.

“Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedeninde zekâtı oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.”

Oruç insanı Rabbisine karşı azdıracak olan şehevi duyguları zayıflatır. Oruç ruhu kuvvetlendirip halikine yaklaştırır. Oruç sabır kazandırıp güçlüklere göğüs germeyi öğretir. Oruç Melekiyet sıfatı kazanmaya sebep olur. Oruç nefsin azgınlıklarına gem vurur. Oruç açın halinden anlamaya vesile olacağından paylaşmayı, kardeşliği öğretir.

Efendimiz aleyhisselamda ne güzel söylemiş: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Varlıklı olup yoksulluğun ne demek olduğunu bilmeyen insan oruçta tutmadı ise onun durumu şu kıralın durumuna benzer:

Bir gün bir memlekette halk açlıktan dolayı kıralın sarayına yürümüş. Leziz yemeklerle, oyun eğlencelerle varsa yoksa dünya deyip eğlenen kıral; dışarıdaki gürültünün ne olduğunu sorar. Kendisine “efendim millet aç; yemeğe ekmekleri yok diye cevap verince, tam bir pişkinlikle kıral “yemeğe ekmekleri yoksa pasta yesinler” diye cevap vermiş.

Oruç tutmakla tam bir nefis mücadelesine girmiş olan kişide merhamet, şefkat, yardımlaşma duyguları gelişmekle artık bu insanda başkasının malına göz dikme, haksız yere kendi tarafına celp etme gibi adi ve süfli duygular kalır mı? Çöpten, ekmek kırıntılarını utana sıkıla toplayıp çoluk çocuğuna götüren insana duyarsız duygusuz olur mu? Ekranlarda gördüğü, bir ekmek alabilmek için arabanın peşinden dakikalarca koşan yalın ayak çocuğa bakıp artık gözyaşlarını tutabilir mi?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi orucun bir çok faydasının yanı sıra sıhhat bakımından da çok büyük yararları vardır.

Şöyle ki: Oruç tutarken, yani bedene dışarıdan herhangi bir besin gelmediğinde bağışıklık sistemi sindirimle uğraşmaktan kurtulur, bütün gücünü vücudu temizlemeye yöneltir.

Günde 250- 500 gramdan fazla yenilen yemek birikinti oluşturur. Devamlı sindirimi denetlemek, metabolik atıkları defetmek, atılamayanları depolamak ve görevli organları yönlendirmek bağışıklık sistemini çok meşgul ettiği için hastalıklara karşı direnç gösteremez.

Sağlık, akıl, ahlak, din ve ilmi anlayışın tüketilen besine bağlı olduğu çok eskiden beri bilinmektedir. Efendimiz Aleyhisselamda onun için “Haram belli helal bellidir. Bu ikisinin arasında şüpheli olanlar vardır. İnsanların çoğu bunu bilmez” derken yenilen şeylerin şüpheli olanlarından da geri durmak lazım geldiğine işaret ederek vücuda olan tesirini zımnen ifade etmiş oluyor. Verimli topraklarda, çok tüketen toplumlarda genellikle kabalık, fikri ve zihinsel zayıflık, davranışlarda aşırılık görülür. Çünkü çok besin tüketenlerin vücudunda atıklar birikir. Biriktikçe çürümeye başlar, kanı kirletir. Dolayısıyla cilt rengi bozukluk meydana gelir, aşırı kilo almakla beden çirkinleşir, zihinler körelir, fikirler sığlaşır; idraksizlik ve gaflet galip gelir.

Açlık yani oruç ise bedeni güzelleştirir. Çorak topraklarda yaşayıp aşırı yemeyenlerin bedenleri hafif, yüzleri güzel olur. Tenleri saf ve temiz ahlakları güzel ve davranışları ölçülüdür.

Zaten efendimize gelip te kimsenin hasta olmadığını dolayısıyla mesleğini unutacağından endişe ettiğini bildiren tabibe Rasulullah ashabının hasta olmadığının nedenini açıklarken şöyle buyurmuştu:

“Benim Ashabım acıkmadan sofraya oturmaz doymadan sofradan kalkar”

Açlıktan korkmaya gerek yoktur. Açlıktan zarar gelmez. Çünkü Allahu Teâlâ’yı zikreden hücreye kabirde kurt ve böcek dokunamadığı gibi açlıkta, zikreden hücreye dokunmaz. Günümüzde de bunun kanıtı aşikardır. Mesela: Gidenler bilir ki Suudi arabistanda iklim sebebiyle Türkiyeden daha az bir zaman zarfında çürümüş olan mezarların üzerine yeniden defin yapılır. Amma Sahabe efendilerimiz (Radıyallahu anhum ecmain) başta olmak üzere günümüzün büyüklerinden Salih kimselerin mezarları açılmaz neden? Çünkü çok kere açılmış ama bedenlerin bozulmadan durduğu görülünce artık bu mezarlar açılmamasına karar verilmiştir.

Nefisleriniz aç bırakın ki kalpleriniz Allahı müşahede edebilsin.

Hz İsa Aleyhisselam

Açlık Allahın hazinelerindendir Allah dilediği ve sevdiği kimselere verir

Ebu Süleyman Darani

İşte hep bu anlatılanlardan ortaya çıkan güzel sonuç ki ORUÇ SİHHATTİR VE EN BÜYÜK İBADETLERDENDİR

Orucun farz olanının Rabbimizin emri olması ve de Kur’ ani kerim kendisinde indirilmiş olan Ramazanı şerifte olmuş olması hasebiyle çok kıymetli oluşu aşikârdır. Öyleyse şimdi bize düşen; bu ramazan ayının teravih oruç, zekat, fitre hayır hasenat gibi bütün ibadetlerine sarılmaktır.

Bu konuda ikinci bin yılın Müceddidi İmamı Rabbani bakın ne buyuruyor?:

Bilinmelidir ki, Ramazan ayı çok kıymetli bir aydır. Namaz, oruç, zikir, sadaka ve benzeri bu ayda eda edilen her türlü nafile ibadetler diğer aylarda eda edilen farz ibadetlere denktir. Bu ayda farzı eda eden kimse diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibi olur. Ramazan ayında oruçlu bir kimseye iftar veren kişinin günahları af olunur ve vücudu cehennemden azat olur. İftar veren bu kişiye, iftar verdiği oruçlunun sevabından bir şey eksilmeksizin onun sevabına denk bir sevap verilir. Bu ayda hizmetçisine (eli altında çalışanlara) kolaylık gösteren kimsenin Allah günahlarını bağışlar ve onu cehennemden azat eder. Nitekim Efendimiz Aleyhisselam bu ayda bütün esirleri salar ve yardım talebinde bulunan herkese isteğini verirdi.

Bu ayda hayır ve Salih amellere muvaffak olan kimse sene boyunca muvaffakiyete nail olur. Bu ay kalp dağınıklığıyla (gevşeklikle) geçerse bütün sene boyunca kalp dağınıklığı sürer. Bu ayı fırsat bilip elden geldiğince cemiyet (huzur) sağlamaya çalışmak gerekir. Cenabı Allah bu ayın mübarek gecelerinde Cehennemi hak etmiş binlerce insanı cehennemden azat ediyor. Allah Teala bu ayda Cennet kapılarını açıp Cehennem kapılarını kapıyor. Bu ayda şeytanlar zincirlere vuruluyor ve Rahmet kapıları açılıyor.

Ramazanı şerifinizi tebrik eder sağlık, sıhhat, afiyet, helal ve bol kazançlar dileriz. Fİ EMANİLLAH

YORUMLAR

WORDPRESS: 0